Bir Newyork Seyahati Sunumu

Standard

Nisan başında gittiğim Newyork iş seyahatinden esinlenerek oluşturduğum sunumu buradan da paylaşmak istedim.

‘If I can make it there, I’ll make it anywhere 


It’s up to you, New York..New York New York!!!’…….Frank Sinatra 

ResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResimResim

Reklamlar

Bir gidiş-Bin Dönüş

Standard

Bazen bir kısır döngünün içinde buluyorum kendimi… Kendi küçük kafamda kuruyorum ve büyütüyorum bazı şeyleri…

Aman ne büyükmüş? ne kocamanmış ? içinden çıkılmazmış gibi…

Dönel kavşağın açılmasını bekleyen araç sürücüleri gibi, sanki sorun başkasıymış gibi bir de sinirlenenler olur ya onlara pek gülerim. Halbuki sıkışmanın sebebi önce ben geçeyim telaşıdır çoğu kez, oysa ardınızı tıkamaktan başka hiç bir işe yaramaz bu heves. Yol verin gitsin bazı şeylere, hiç bir şey kaybetmezsiniz ki…

images

Böyle zamanlarda değişik kültürler ve insanlar görmek bana hep iyi gelmiştir. Çemberimi yırtıp, uzaktan kendime üçüncü bir gözle bakıyormuş gibi hissederim. ve yenilenir geri gelirim. Hazmetmek daha kolay olur sonrasında bazı endişeleri. Küçük bir nokta olduğunu hatırlamak dünya ölçeğinde, sorunların da küçük olduğunu düşündürtür bana…

İşte böyle bir zaman daha geliyor benim için pek yakında…

Hem de bu sefer fazlaca farklılıklara doğru yelken açacağız…

Heyecanlıyım…

Bakalım dönüşte kendimi nasıl bulacağım?

Doğa’ya Mektuplar 1-Gezi Parkı

Standard

Sevgili Doğacığım,

Bugün sen tam olarak 6 yıl,6 ay, 6 günlük, gözlerinin içi gülen, öğrenmeye hevesli, pırıl pırıl bir çocuksun.

Geçenlerde sana bugün ne öğrendin diye sordum, bana kocaman bir DO dedin.Peki nasılmış bu DO dediğimde ise, çizgilere değmiyor kendi başına aşağıda duruyor dedin…Gülüştük telefonda…

Bugünlerde sen ve senin gibi olan arkadaşlarının geleceği için, bazı ablalar-abiler-amcalar-teyzeler-dedeler-nineler günlerdir Taksimde Gezi Parkında toplanıyorlar, oraya gidemeyenler ise evden ıslık-tava tencere çalarak, ışıkları açıp kapatarak onlara destek veriyorlar. Bu durum sadece İstanbul için de geçerli değil, Ankara, Eskişehir, İzmir, Adana,Bursa, Hatay vb. gibi Türkiye’nin 48 ili de onlara destek veriyor.

Hatta siz de katılıyorsunuz:)

Neden biliyor musun? Çünkü onların görüşlerine uzun zamandır değer verilmiyor ve dinlenmiyorlar.

Aslında herşey Taksimde bulunan bir park ile başladı. Adı Gezi. Oradaki ağaçları kesip, yerine inşaat yapmak istiyorlar ülkeyi yönettiklerini zanneden İdareciler. Düşün, onlarca yılda büyüyen bir ağacın bile kesilmesi çok kötüyken, onlarcasını kesmek hem de bir bina için. Ve buna tepki olarak, birileri gidip parkta sabahlamaya başladılar. Düşünsene evlerine gitmeyip çadırlarda kalmaya başladılar. Yanlış anlama evleri olmadıkları için değil. Ağaçları bekleyip, kesilmelerini önlemek için. Kendi vücutlarını siper ederek, şimdi bana ‘O NE DEMEK TEYZE’ dediğini duyar gibiyim, yani duvar gibi iş makinalarının önünde durarak. Ve bu durum 12 gündür devam ediyor.

Neden mi?

Sırf Başbakan, yani o kim dersen, Ülkenin ve vatandaşların huzur ve güvenliğini sağlamak birincil görevi olan kişi yüzünden. O hep kendi isteklerinin olmasını istiyor. OLUR MU HİÇ? Başkalarının fikirlerine önem vermiyor.Düşün ki deden,annen,baban, anneannen ve hatta ben, seni dinlemiyoruz ve senin fikirlerine değer vermiyoruz. Ne kadar kötü değil mi?

Aslında sadece Gezi Parkı da değil bir tanem, o kadar çok konu var ki buna benzer, Umarım bir gün, yani büyüdün artık ama biraz daha büyüdüğünde, bunları seninle daha detaylı konuşabileceğiz, sana anlatacak o kadar şey var ki bugünlerle ilgili.

Hem belki O GÜN, çözülmüş olur bu sorunlar. Umarım…

Ama o güne kadar, yani sen ve senin gibi güzel nesiller yetişene kadar Biz Mücadeleyi bırakmayacağız. Elimizden geldiği kadarı ile değerlerimizi koruyarak bırakacağız ki size, siz de sonraki nesillere bu bayrağı verebilesiniz.

Yarış gibi, yorulan devr edecek ki amaç sürekliliği korunsun.

O zaman gelene kadar sen ve arkadaşlarının yapması gereken tek şey, Okumak, Çok Çalışmak ve Bilgilenmek.

Dolayısıyla zamanı geldiğinde size birileri zorla bazı fikirlerini uygulatmak isterse ONA KARŞI KOYABİLESİNİZ, sadece aklınız ve kalbiniz yeterli olacaktır bunun için. Tıpkı şimdi olduğu gibi…

DOĞA yı sev-iyoruz-eceğiz ve koll-uyoruz-ayacağız.

Seni çok seven,

Teyzen.

20130611-000716.jpg

20130611-002348.jpg

‘Unutamadıklarımız’

Standard

 

dayım profil

Prof. Dr. Ziya Gökalp ÖZELGİN (1933-1989)

‘Ziya Gökalp ÖZELGİN 1933 yılında Malatya’da doğmuş, ilk tahsilini Malatya Cumhuriyet İlkokulu’nda , orta ve lise tahsilini Malatya Lisesinde yapmış ve 1951 yılında İ.T.Ü. Makina Fakültesi Uçak Bölümüne girerek 1956 yılında mezun olmuştur. Mezuniyetinden hemen sonra Ekim 1956 ile, Ağustos 1957 tarihleri arasında Belçika’nın Bürüksel şehrinde bulunan ve tarihte “Centre de Formation en Eerodynamique Experimentale” ismiyle ve günümüzde “Von Karman Enstitüsü”ismiyle anılan araştırma merkezinde ikinci yarıyıl “Deneysel Aerodinamik” konusunda çalışmış ve bu çalışması bir diploma ile belgelenmiştir.

Belçika’dan dönüşünden sonra Kasım 1957 de İ.T.Ü. Makina Fakültesi Uçak İnşaatı Kürsüsüne girerek çalışmaya başlamıştır. Fransa Hükümeti’nin ülkemize tanıdığı bir burstan faydalanarak 1961 yılı içinde Fransa’ya gitmiş ve altı ay süreyle “Sud-Aviation” isimli uçak fabrikası ile “SNEGMA” isimli uçak motor fabrikasında uçak yapımı ile motor yapımı konusunda kurs görmüştür.

Mart 1963 ile Nisan 1965 tarşhleri arasında askerlik görevini yapmıştır.

Kasım 1966 tarihinde “Köşe İçinde Kenar Tabaka” konulu doktorasını vererek “Doktor Mühendis” payesini almıştır. Kasım 1972 tarihinde “Tepkili Bir Nakliye Uçağının Rantabilite Etüdü ve Performanslarının Ekstremum Değerleri” adlı doçentlik tezi ile Üniversite Doçentlik ünvanını almış ve 5.1.1973 tarihinde de Uçak İnşaatı Kürsüsü’ne eylemli doçenç olarak atanmıştır.

Prof.Dr.Ziya Gökalp.ÖZELGİN 17.4.1979 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan  22276 Sayılı Karar ile Uçak İnşaatı Kürsü Profesörlüğü’ne atanması onaylanmıştır. Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nin kuruluşunda aktif rol almış, Uçak Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Uçak İnşaatı Anabilim Dalı Başkanlığı yapmış. Havacılık konusunda başta bilimsel yayınları ve öğrencilere uzun süreen beri okutageldiği Aerodinamik, Uçak Dinamiği Stabilite ve Kontrol gibi konularda katkılarıyla unutulmaz izler bırakmış yerinin doldurulması mümkün olmayan soğuk kanlı, uyumlu, becerikli, hoşgörülü, havacılığın gelişmesinde cansiperhane çalışan büyük bir bilim adamıydı.’

Yukardaki yazı, İTÜ Uzay ve Uçak Bilimleri Fakültesinin ‘ Unutamadıklarımızdan’ bölümünden alınmıştır.

http://www.uubf.itu.edu.tr/Icerik.aspx?sid=10934#gozelgin

Çok değerli büyüğüm Ziya Gökalp Özelgin’i 29 Mayıs 1989 da kaybetmiştik.

Mekanı cennet, ruhu şad olsun.

Sevdiğiniz  insanların sizde bıraktıkları değer asla kaybolmuyor üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun!

Görsel

Bu fotografı bulabilmek için neredeyse büyün arşivi taradım, ablam her zamanki gibi çok tatlısın, o kadar aradıktan sonra vazgeçemedim, sakın kızma bana:)

 

BEN!

Standard

Türkçe sondan eklemeli bir dildir.Yani kullandığınız fiili doğru çekerseniz 1.tekil şahıs olduğunu anlatırsınız, örneğin GELİYORUM da olduğu gibi, başına BEN GELİYORUM demek zorunda değilsiniz. İngilizce böyle değildir mesela, İtalyanca ise Türkçe gibidir.

Peki…bu BEN olgusu nasıl ve ne vakit bu kadar kuvvetleniyor? insanın hangi zaman dilimde, yoksa doğmadan önce mi başlıyor bu EGO!!!

Görsel

Albert amcam yukarda demişki; Ego ile bilgi arasında ters orantı var, ne kadar EGO nuz yüksek ise BİLGİ seviyeniz o kadar düşük, BİLGİ seviyeniz ne kadar yüksek ise o kadar EGO nuz düşüktür.

BEN ile başlayan cümlelerimiz ne kadar yoğun! ve bir anlamı yok sizden başkası için, sonuçta herkes kendi yoluna gidecek, herkes kendi BEN iyle ilgili çünkü…

Görsel

Şaşırtıcı bir şekilde bu farkedilemiyor ve yola devam ediliyor, belki de bu şekilde hayatda kalabiliyoruzdur.

Ama aslında hiç var olmayan bir durumda bile sırf BEN im hayalimdi, diye kaybedince üzülebiliyorsanıZ bu işte bir terslik var galiba…Zaten hiç var olmamıştıki? Bir hayali bile bu derece sahiplendiren bir EGO…

Görsel

Biraz çoğul şahıslara geçmekte fayda var sanırım.

BİZ…SİZ…ONLAR…

Her zamankinden mi olsun?

Standard

Her zamanki alışveriş merkezi.

Her zamanki otopark yerini bulma çabası.

Her zamanki restaurant.

Her zamanki masaya oturma telaşı.

Her zamanki parfüm.

Her zamanki yemekler.

Her zamanki kahve.

Her zamanki kıyafetler.

Her zamanki hayaller.

Her zamanki şehir.

Her zamanki insanlar.

Alışkanlıklar…

Peki birde şöyle düşünelim, birşey oldu ve hafıza kaybına uğradınız.

Eskiden vegeteryandınız örneğin, bir bakıyorsunuz yeni siz ete bayılıyorsunuz.

Artık her zamanki siz değilsiniz…

O zaman önceki yaptıklarınızın ne kadarını isteyerek yapmıştınız?

Ben söyleyeyim, tekrar aynı her zamankileri buluyorsanız isteyerek yapıyorsunuzdur.

Hadi tam mevsimindeyiz, bir bahar temizliği şart alışkanlıklara.

Eleyin bakalım hatırlamadıklarınızı, bakalım hangileri geri gelecek?

Bir Bahar Pasajı

Standard

Bu Kategoriyi oluştururken çok faydalandığım ve ilham aldığım bir kitap var;

İstanbul 1910-2010 ‘Kent, Yapılı Çevre ve Mimarlık Kültürü Sergisi’ nin kitap hali.

Sergi santral İstanbuldaydı, hatırlıyorum annemle gitmiştik.
Tünel- Maslak Su Hattının, Batı yakası, Görünüş olarak yer alıyor kitapta.Hangi binayı yazsam diye bakıyorum, yapıların tarihi kullanım sıralaması için faydalanıyorum, elbette daha bir çok şey…
Bu serginin ve dolayısıyla bu kitabın ortaya çıkmasında değerli katkıları olan herkese çok teşekkür ederim.

fotoğraf (3) fotoğraf (1) fotoğraf (2)
Bugünkü konumuz belki başlıkdan da tahmin edebileceğiniz gibi; Çiçek Pasajı

cicek_pasaji_1

Acaba ismi nereden geliyor? Bu pasajın adı önceden Sait Paşa Pasajı imiş. Bolşevik devriminden sonra İstanbula göç eden Rus Kızlar, yoksulluktan bu bölgede çiçek satmaya başlamışlar. İstanbul’un işgali sırasında İngiliz ve Fransız askerler bu kızlara sarkıntılık yapmaya başlamış ve onlar da bu pasaja sığınmışlar, zamanla bu pasajda Çiçek dükkanları açılmaya başlanmış ve böylece adı da bugünkü halini almış.

Aslında eski ismi Cite de Pera, şu anda cephesinde bile bu ismi okuyabilirsiniz. Yani Pera Şehri.

cicekpasaji-SB

1876 yılında, O dönem saraya bile borç verebilecek kadar zengin olan Rum banker Hristaki Zagros Efendi yanan Naum tiyatrosunun yerini satın alır ve Mimar Cleanthy Zanno’dan bu alan üzerine yeni bir tip çarşı ve apartman olabilecek bir proje yapmasını ister. Bina o dönem pek moda olduğu üzere Paris tarzı yapılır ve içinde 24 adet dükkan ve üst katında gene 24 adet lüks daire ( günümüzün residence’ı 🙂 olarak inşaa edilir.

‘Maison Parret ve Vallaury’nin pastanesi, Nakumara’nın Japon mağazası, Dulas’ın Natürel çiçekçisi, Schumacher’in hamur işleriyle ünlü fırını, Yorgo’nun meyhanesi, Keserciyan’ın terzihanesi, Acemyan’ın tütüncü dükkânı, Hristo’nun kafesi… pasajın ilk 30 yılı içerisinde faaliyete geçen önemli dükkânlarından sayılabilir.’

1908 yılında mülkiyet Sadrazam Küçük Said Paşa ya geçer. Asıl olarak 1940‘lı yıllarda açılan meyhaneler (özellikle Nektar Birahanesi) büyük bir müşteri kalabalığı çekmeye başlar. 1950’lerde çiçekçiler başka sokaklara doğru kaymaya başlayınca boşalan yerlere yeni yeni meyhaneler açılmaya devam eder. 1950’lilerin sonunda “Çiçek” adı daha çok bir hatıra olarak kalır ve pasaj tümüyle bugünkü meyhane kimliğine bürünür.

SONY DSC

Bu özelliğiyle şu anda herhalde İstiklal caddesinin en bilinen Pasajı olmalı kendisi, oldukça turistik ve maalesef pahalıdır. Günümüzde yaklaşık 10 restaurantı, balığı, mezesi rakısı birasıyla sevenlerini ağırlamaya devam ediyor, 2 girişi var, biri İstiklal caddesinden biri Balık Pazarı tarafından.

1978 de bina bakımsızlıktan aniden çöküyor ve 1988 e kadar bu şekilde kalıyor maalesef.

3 katlı geniş bir alana oturan yapıda, oldukça görkemli bir cephe mimarisi hakimdir.Karyatidler ( kadın figürlü sütun ), aslan ve insan başlıkları cephede biraz dikkat edildiğinde rahatlıkla görülebilir. Süslemeler ve mimarideki hareketli düzenleme göz önüne alındığında bu bina 19.yy Seçmeciliğinin tipik örneklerinden biri sayılabilir.

Çiçek-Pasajı-karikatür

çiçek pasajında hayat bir başka akar:)

karyatit

fikir olması açısından ipeğin odasındaki bir karyatit heykelciği, diğer arkadaşları ile birlikte

Son olarak eski bir Çiçek Pasajı hatırası ile yazıyı noktalamak istiyorum, resim çekileli çok zaman olsa da resimdekilerin kadeh kaldırmaları hala devam ediyor, ve umarım hep edecek…

çiçek pasajı

esen-ebru-irem-burçak-ipek
çiçek pasajı / 1997